Yılmaz Tuna’ya Uluslararası AR-GE İşbirlikleri Zirvesi ve Fuarını ve Türkiye’de Ar-Ge faaliyetlerini sorduk

Yılmaz Tuna’ya Uluslararası AR-GE İşbirlikleri Zirvesi ve Fuarını ve Türkiye’de Ar-Ge faaliyetlerini sorduk
17
Nisan

Kalkınma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Yılmaz Tuna, Türkiye’de Ar-Ge faaliyetlerine ilişkin sorularımızı yanıtladı

Türkiye’nin bütünleşik kalkınma hedeflerini ortaya koyan 10. Kalkınma Planı kapsamında Türkiye’nin öncelikli konuları arasında yer alan Ar-Ge Faaliyetleri ve İşbirliği ekseninde gerçekleşecek AR-GE İşbirlikleri Zirvesi ve Fuarı, Ar-Ge sistemi içinde yer alan tüm aktörleri aynı mekanda bir araya getirecek. Kalkınma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Yılmaz Tuna, Türkiye’de Ar-Ge faaliyetlerine ilişkin sorularımızı yanıtladı.

T.C. Kalkınma Bakanlığı ile T.C. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı himayesinde TÜBİTAK ve Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) işbirliği ile yapılacak Uluslararası AR-GE İşbirlikleri Zirvesi ve Fuarı, 3-5 Mayıs 2017 tarihleri arasında İstanbul Pullman Kongre ve Fuar Merkezinde gerçekleşecek.

Enerji, Ulaştırma, Sağlık Bakanlıkları ile Savunma Sanayi Müsteşarlığının her birinin kendi alanlarındaki oturumları belirleyip yönetecekleri etkinlikte kamunun AR-GE hedeflerine göre İmalat Sanayi, Enerji, Uzay ve Havacılık, Dijital Teknolojiler, Nanoteknoloji, Biyoteknoloji, Sağlık Endüstrisi, Bilişim, Tarım ve Gıda, Otomotiv, Ulaştırma ve Yeşil Teknolojiler konularında ilgili paydaşlar bir araya gelecek.

Türkiye’nin kalkınma hedefleri doğrultusunda araştırma altyapısı merkeze alınarak işbirliği imkanlarının sağlanacağı bu platform, AR-GE konusunda kamu, özel sektör ve üniversite etkileşimini artırarak ulusal ve uluslararası, bilimsel ve ticari alanlarda işbirliklerini geliştirmeyi amaçlıyor.

Kalkınma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Yılmaz Tuna’ya Uluslararası AR-GE İşbirlikleri Zirvesi ve Fuarını ve Türkiye’de Ar-Ge faaliyetlerini sorduk:

Bakanlığınız ile Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı himayelerinde bu yıl ilki düzenlenecek olan Ar-Ge İşbirliği Zirvesi ve Fuarının ülkemize nasıl bir katkı sağlamasını öngörüyorsunuz?
Bilim, teknoloji ve yenilik alanında yapılan atılımların ülkelere rekabet üstünlüğü kazandırdığı ve sürdürülebilir sosyo-ekonomik gelişmeyi sağladığı bilinen bir gerçektir. Bu nedenle, Ülkemizin dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasında olma hedefi açısından Ar-Ge ekosisteminin geliştirilmesi büyük önem arz etmektedir. Ar-Ge ekosisteminin geliştirilmesi için olmazsa olmaz unsur ise bu ekosistem içerisinde yer alan aktörlerin faaliyetlerinin birbirlerini destekleyici nitelikle olmasıdır. Ülkenin kalkınma hedefleri doğrultusunda, kamu, üniversite ve özel sektör başta olmak üzere, ekosistem içerisindeki kurumlar ve kişiler arası bilimsel ve ticari işbirliği zemininin oluşturulması hayati önem arz etmektedir.

Bu bağlamda Türkiye’de gerçekleştirilen Ar-Ge faaliyetlerinin sunumu, Ar-Ge alanında kamu, özel ve akademi dünyasının etkileşiminin artırılması, uluslararası akademik ve bilimsel işbirliklerinin geliştirilmesi, Ar-Ge çalışmalarının ticarileştirilmesi konuları hakkında farkındalık, bilgi ve ticari paylaşım platformu oluşturulması amacıyla Ar-Ge İşbirliği Zirvesi ve Fuarının yapılması fikri ortaya çıkmıştır.

Bakanlığımız ile Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı himayelerinde, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, YÖK, TÜBİTAK ve Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın yakın işbirliğiyle düzenlenen bu etkinlikle kamu, özel ve akademi kesimindeki üst düzey temsilcilerinin katılımlarıyla tüm aktörlerin bir araya geldiği geniş bir işbirliği platformu planlanmaktadır. Burada özel sektör, üniversiteler ve kamudan yöneticiler buluşacak, Ar-Ge işbirlikleri için fırsatlar oluşacaktır.

Gerek üniversitelerimizin, gerekse özel sektörün Ar-Ge faaliyetleri üretime entegre edildiğinde, yüksek katma değerli üretim ile ülkemizin uluslararası rekabet gücü artacaktır. Bu anlamda Ar-Ge İşbirliği Zirvesi ve Fuarı ile oluşturulacak işbirliği platformunun, ülkemizin teknolojik hedeflerine ulaşmasında Ar-Ge projelerinin görücüye çıkacağı, benzer alanlarda uğraş veren kişi ve kurumların bir araya gelip işbirliği imkânları yakalayacağı bir zemin görevi görmesi amaçlanmaktadır.

Üniversite ve Kamu kurumları bünyesinde Araştırma Altyapılılarının kurulması ve geliştirilmesine yönelik olarak Bakanlığınız tarafından sunulan desteklerden bahsedebilir misiniz?
Bakanlığımız 2000’li yıllardan itibaren üniversitelerde ve kamu kurumlarında belirli teknoloji alanlarında kritik kütleyi bir araya getirmeyi amaçlayan araştırma altyapılarının kurulmasını ve kapasitelerinin güçlendirilmesini desteklemektedir.
Belli bir alanda/alanlarda yoğunlaşan Tematik Araştırma Merkezleri ile Merkezi Araştırma Laboratuvarlarına verilen destekler kapsamında küresel trendlere uygun, ulusal ve bölgesel önceliklerle uyumlu, kamu ve özel sektörün ihtiyaç duyduğu alanlarda araştırma altyapıları oluşturulmaktadır. Söz konusu desteklerle kamu kurumları, özel sektör ve üniversitelerden araştırmacıların kullanımına açık, sürdürülebilir araştırma altyapıları oluşturularak araştırmacı insan kaynağının geliştirilmesine ve üniversite sanayi işbirliğine katkı sağlaması amaçlanmaktadır.

Bu kapsamda kamu kurumları ve üniversitelerde 240’den fazla ileri ve tematik araştırma laboratuvarı projesi desteklenmiştir. 2017 yılı itibarıyla 131 tematik araştırma laboratuvarı projesi tamamlanmış olup, 109’u halen devam etmektedir. 2017 yılı itibarıyla 58 üniversitede merkezi araştırma laboratuvarı projesi tamamlanmış olup, 37 üniversitede devam etmektedir. 2002-2017 yılları arasındaki dönemde söz konusu destekler kapsamında yaklaşık 6 Milyar TL‘lik harcama yapılmıştır.

Araştırma altyapılarının daha etkin çalışmalarını sağlamak amacıyla yönetim, finansman, personel istihdamı, özel sektör ve kamu kurum ve kuruluşlarıyla işbirliği, araştırmacılara açıklığı, performanslarının izlenmesi ve değerlendirilmesi gibi konularda yasal düzenlemeleri içeren 6550 sayılı “Araştırma Altyapılarının Desteklenmesine Dair Kanun” 10 Temmuz 2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Söz konusu yasal düzenlemeler ile ülkemizde yükseköğretim kurumları bünyesinde bulunan ve Ar-Ge faaliyetlerinin yürütüldüğü araştırma altyapılarının daha da etkin kullanımının sağlanması hedeflenmektedir. Kanun kapsamında desteklenecek araştırma altyapıları, yürüttükleri Ar-Ge faaliyetlerini ticari değere dönüştürmek üzere gerektiğinde şirket kurmak, kurulmuş şirketlere ortak olmak, ulusal ve uluslararası alanda işbirliği yapmak veya mevcut işbirliklerine katılabilmek, insan kaynağı ve malvarlığı yönünden çeşitli muafiyet, indirim ve istisnalardan yararlanabilmek gibi özellikleri haiz hale gelecektir.

Türkiye’de Ar-Ge yatırımlarında son dönemde yaşanan gelişmeler hakkında neler söyleyeceksiniz?
2023 yılında dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olma, milli gelirimizi 2 trilyon ABD Dolarına ve ihracatımızı 500 milyar ABD Dolarına çıkarma hedefimiz malumunuzdur. Bu hedeflere ulaşabilmek için Ar-Ge harcamalarının GSYİH içerisindeki payının yüzde 3’e yükseltilmesi, Ar-Ge harcamalarının üçte ikisinin özel sektör tarafından gerçekleştirilmesi ve tam zaman eşdeğer araştırmacı sayımızın 300 bine yükseltilmesi amaçlanmaktadır.

Bu hedefler ışığında hazırlanmış olan ve 2014-2018 yıllarını kapsayan 10. Kalkınma Planı’nın temel önceliklerinden biri Türkiye’nin Ar-Ge ve yenilik kapasitesinin artırılmasıdır. Bu sayede yüksek teknolojiye dayalı bir üretim ve ihracat yapısına doğru bir dönüşüm gerçekleştirme amacındayız. Ar-Ge ve yenilik alanındaki temel amacımız; teknoloji ve yenilik faaliyetlerinin özel sektör odaklı artırılarak faydaya dönüştürülmesi, yeniliğe dayalı bir ekosistem oluşturularak araştırma sonuçlarının ticarileştirilmesi ve markalaşmış teknoloji yoğun ürünlerle rekabet gücünün artırılması olarak belirlenmiştir.

Ar-Ge harcamalarının GSYH’ye oranı 2002 yılında yüzde 0,53 iken, 2015 yılında yüzde 1,06’ya yükselmiştir. Yine 2002 yılında 1,8 milyar TL olan Ar-Ge harcaması 2015 yılında yaklaşık 22 milyar TL düzeyine çıkmıştır. Kamu Yatırım Programları kapsamında Ar-Ge ve yenilik alanına ayrılan kaynaklar da 2002 yılındaki 114 milyon TL düzeyindeyken 2016 yılında 2,8 milyar TL’ye yükselmiştir.

En az Ar-Ge alanında yapılan harcama kadar önemli olan diğer bir husus da Ar-Ge ve yenilik çalışmalarını yapacak insangücü kapasitesinin geliştirilmesidir. 2002 yılında yaklaşık 29.000 olan tam zaman eşdeğer (TZE) Ar-Ge personeli sayısı 2015 yılında 122.000’i aşmıştır. Söz konusu artış temel itibarıyla özel sektördeki Ar-Ge personeli istihdamındaki artıştan kaynaklanmaktadır.

Sevindirici ve geleceğe dair umut verici başka bir gelişme ise özel sektörün Ar-Ge kapasitesinin artmasıdır. 2002-2015 döneminde özel sektörün Ar-Ge harcamaları içerisindeki payı yüzde 29’dan yüzde 50 seviyesine yükselmiştir.

Araştırma Altyapılarına ilişkin yeni yasal mevzuatın yanı sıra Ar-Ge ve yenilik ekosisteminin iyileştirilmesini hedefleyen 5746 sayılı Kanun ile düzenlenen Ar-Ge Reform Paketi kapsamındaki düzenlemeler, 26.02.2016 tarihli ve 29636 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Bu düzenle kapsamında, özel sektör Ar-Ge merkezlerinin yararlandığı tüm destek ve muafiyetlerden tasarım merkezlerinin de yararlanmaları sağlanmış; birçok sektör için Ar-Ge merkezi belgesi alma şartı kolaylaştırılmış; rekabet öncesi iş birliği projelerine sağlanan destek artırılmış; Ar-Ge merkezlerinde temel bilimler mezunlarının istihdamına yönelik teşvik getirilmiş; Ar-Ge yenilik ve tasarım projeleri kapsamında yurt dışından temin edilen ürünlere gümrük vergisi istisnası sağlanmış ve akademisyenlerin sanayi projeleri yürütmeleri durumunda yapılan döner sermaye kesintisi oranı yüzde 15 ile sınırlandırılmıştır. Yasanın uygulamaya başlamasından sonra kısa bir süre içerisinde Ar-Ge merkezlerinin sayısı hızla artmaya başlamıştır. Ar-Ge Reform Paketi kanununun yürürlüğe girdiği tarihte 241 olan özel Ar-Ge merkezi sayısı şu an 430’a yükselmiştir.

Dünyada Ar-Ge alanında değişen eğilimler ve Türkiye’nin bu alandaki önümüzdeki döneme ilişkin politikalarının neler olması gerektiğini öngörüyorsunuz?
1990’lı yıllardan itibaren küresel ekonomide yaşanan teknolojik dönüşümün son 20 yılda imalat sanayiden teknoloji temelli sanayi ve hizmetlere kaydığı görülmektedir. 1990’lı yıllardan sonra ekonomik yapıda meydana gelen değişiklikler ve dönüşüm, uzak doğu ülkelerinin de küresel aktör olarak ortaya çıkmasıyla bilgiye dayanan ve inovasyon temelli yeni ekonomik güçleri ortaya çıkarmıştır.

Küresel ekonomide imalat sanayi, birçok aktivitenin bir arada olduğu esnek üretim sürecini barındıran gelişmiş imalat sanayi üretimi olarak yeniden tanımlanmaktadır. Bilgi, otomasyon, ölçüm-hesaplama, yazılım, algılayıcılar ve networklerin koordineli şekilde işlediği bu yeni üretim modeli esnek otomasyon yoluyla tek bir üretim bandının çok ötesinde, üretim sürecinin bütününü kapsar hale gelmektedir.

Diğer taraftan, nanoteknoloji, biyoteknoloji ve BİT alanlarındaki gelişimle beraber temel üretim yapısının önümüzde 15 yıl içerisinde daha da değişmesi beklenmektedir. Bu kapsamda Ar-Ge alanında nanoteknoloji ve biyoteknoloji gibi jenerik (yatay) teknolojiler alanında kapasite geliştirilmesi önem taşımaktadır. Jenerik teknolojiler, geniş bir alanı kapsayan ürün ve süreçlere uygulanma potansiyeli taşımakla birlikte bu teknolojilerin ticari uygulama aşamasına geçilebilmesi için uygulamalı araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin yaygınlaşması gerekmektedir.

Ürün profil ve karakteristikleri, üretim yöntemleri ve üretim organizasyonuna ilişkin yöntemler, söz konusu teknolojiler tabanında, hızla değişime uğramakta; yeni ürünler, yeni üretim yöntemleri ortaya çıkmakta ve Fordist iş süreci ve bu sürece özgü normlar değişime uğramaktadır. Özetle, küresel ekonominin 5. Sanayi devrimi olarak tanımlanan yeni nesil bir endüstriyel devrimle karşı karşıya olduğu tartışılmaktadır. 1950-2000 yıllarını kapsayan 4. nesil sanayi devriminin temelinde elektronik ürünler ve bilgisayar sistemleri yer alırken 5. Nesil sanayi devriminin Nanoteknoloji, biyoteknoloji ve BİT ağırlıklı olduğu tanımlanmaktadır. Bu kapsamda dünya geneline bakıldığında önümüzdeki 30 yılda bilimsel alanda birçok büyük gelişme beklenmekle birlikte günümüzde üretimin teknoloji tabanı ve ürün profili, başlıca şu jenerik teknolojilerin belirleyici etkisiyle değişime başlamıştır.

Biyoteknoloji ve ileri sağlık teknolojileri
Nanoteknoloji ve malzeme teknolojisi
Uzay teknolojisi ve lojistiği
Yenilenebilir enerji, kablosuz enerji aktarımı
Yeni motor ve mekanik teknolojisi
Atmosfer bilimi
Üç boyutlu yazıcı teknolojisi ve bağımsız üretim araçları
Yapay zekâ

Önümüzdeki 20-30 yıllık dönemde bir ülkenin ekonomik gücü, yükselen yeni trend sanayi alanlarındaki uzmanlaşması ile paralel ilerleyecektir. Bu teknolojiler çok geniş alanda kullanılabileceğinden bu alana yapılan yatırımların etkili sonuçlar verebilmesi açısından belirli sektörlere odaklanılması gerekmektedir.

Türkiye, bilim ve teknoloji yeteneğini yükseltebilme ve bu çerçevede günümüzün jenerik teknolojilerine egemen olma, bu teknolojiler tabanında inovasyon yeteneğini kazanma konusunda diğer gelişmiş ülkelerle arasındaki makası kapatmak zorundadır. Bu kapsamda öncelikle ülkemizin uluslararası düzeyde rekabet avantajı olan, mevcut durumda insan kaynağı, teknoloji ve fiziksel altyapı açısından belirli kapasitesi bulunan ve küresel değer zincirlerine entegrasyonu kolay sektörlerin (örneğin savunma, ilaç-aşı, otomotiv, inşaat, BİT, vb) belirlenmesi gerekmektedir.

İkinci olarak üniversitelerin jenerik teknolojiler alanında yeterli sayıda lisans, yüksek lisans ve doktoralı nitelikli insan kaynağı yetiştirmesi önem taşımaktadır. Özel sektörün bu alanlarda yetişmiş nitelikli eleman çalıştırması teknoloji adaptasyonu sağlaması ve teknoloji geliştirebilmesi için gereklidir. Ayrıca, araştırma kapasitesi yüksek olan üniversitelerde jenerik teknolojiler alanında çalışacak araştırma merkezlerinin kurulması ve sürdürülebilir şekilde desteklenmesi önemlidir. Bu sayede hem jenerik teknolojiler alanındaki uluslararası gelişmeler takip edilebilecek hem de bu alanda yeni teknolojilerin geliştirilmesi sağlanabilecektir.

Üçüncü olarak, belirlenen sektörlerde jenerik teknolojileri kullanarak yeni ürün ve hizmetlerin geliştirilmesine yönelik uygulamalı ar-ge destek programları, girişimcilik destek programları ve üniversite-sanayi-kamu işbirliği teşvik programları hayata geçirilmelidir.

Yukarıda belirttiğim hususlar doğrultusunda, ar-ge faaliyetlerinin katma değer yaratacak ürün, süreç ve hizmetlere dönüşebilmesi ve bunun uzun vadede sürdürülebilir bir yapıya dönüşebilmesi için eğitim, ar-ge, ticaret ve sanayi politikaları birbirilerini tamamlayacak şekilde tasarlanacaktır. Ayrıca, üretim ve ihracat alanında verilecek kamu desteklerinin Ar-Ge destekleriyle uyumlulaştırılması hedeflenmektedir.

Leave a Reply